| Berlin'den Istanbul Notları |
| Ayça Yüksel Tekin tarafından yazıldı |
| Cuma, 27 Mart 2009 18:23 |
|
Kaçamak dediğime bakmayın aslında çok zor bir karardı benim için. 19 aylık oğlumu babasıyla beraber Berlin de bırakarak, 5,5 yasımdaki kızımı alıp geldim İstanbul a.
Bu zor kararı nasıl verdim bilir misiniz? Bilemezsiniz nereden bileceksiniz. Sizi üzmeden anlatayım. Bir akrabamızı kaybetmiştik. Türkiye ile o dönem yapılan yoğun telefon trafiğinde, 90 yaşına merdiven dayayan anneannem laf arasında şu cümleyi kurdu. “Eee Ayça, bir daha geldiğinde de beni bulamayabilirsin.”
Bu cümleden sonra hani bir an görmeye çalıştığınız kare donar etraf buz keser ve çıplak gerçekle baş başa kalırsınız ya, hissettiklerim aynen bunlardı. Anneannem 90 yaşındaydı ve son derece haklıydı… Donan kare hareket etmeye başlayıp etrafın ısısı da normale dönünce bende bilgisayarın başına geçip, hemen kendime ve kızıma bir e- ticket aldım. Bu seyahatin amacı anneannemi gittiğimde Türkiye de bulmaktı. Bunu başardım çok mutluyum.
Gelelim Türkiye'nin durumuna bendeki izlenim herkes her şeyin farkında olması yönünde. Gidişatın iyi olmadığını görüyor ancak kaderine razı olmuş. Mevcut durumu değiştirmeye kimsenin niyeti ve de mecali yok. Maddi sıkıntı herkes de diz boyu. Benim bıraktığım Türkiye de hali vakti yerinde olan aileler 10 sene içinde yoksulluk sınırına dayanmış. Bu durumu anlamakta zorlanıyorum. Dükkânlar bomboş insanların umutları yok olmuş mutsuz bir kalabalık var.
Kültürel hayatta tuhaf değişiklikler var. İşin garip yanı bu değişim yavaş ya da sinsice olduğu için herkes, yani Türkiye de yaşayanların çoğu, bu durumu sanki kanıksamış. 10 yıl öncesiyle şimdi arasındaki görünüş, duruş ve yaşam değişimlerinin farkında değiller veya kanıksamışlar. Umurlarında değil. Değişmeyen tek şey ise, on sene öncesinde de tepkisizdik, hala da öyleyiz…
Lüks bir muhitteki alışveriş merkezlerimizden birinde başıma geleni anlatmadan satırlarımı noktalamak istemem. Benim gibi Türkiye de zamanı sınırlılar çok iyi anlar ne demek istediğimi. Bizler listelediğimiz işlerimizi bitirebilmek için, adeta hızlı çekim gibi hareket ederiz. Vakit çok değerlidir.
Yurduma gelmişken yay gibi kas aldırmadan dönmeyeyim Berlin e dedim. Genelde belli bir üst gruba hizmet etmesi ile bilinen meşhur kuaföre daldım hemen. Dedim işim acil, yay gibi kaş istiyorum, şansım var mı? Bakalım… dediler. Ancak hem erkek, hem de kadın kaş alan personelin müşterisi vardı. O zaman ben biraz sonra geleyim dedim. Zira listem ve ben birbirimize bakmaktayız. O arada listemdeki bir kaleme çentik attım. Döndüm tekrar meşhur kuaförümüze, beni görünce kapıda karşılayan kadıncağız, siz erkek istemiyorsunuz galiba demez mi? Önce şaka sandım ama baktım gayet ciddi.
Benim için kadın ya da erkek fark etmez hangisi müsaitse kaşımı alabilir dedim ama galiba çoğunluk için artık fark ediyordu. Türkiye nereye gidiyor? sorusu beynimi hala kemiriyor…
Sevgiler. Ayça Yüksel Tekin |