| Taies Farzan söyleşisi |
| Editör tarafından yazıldı |
| Pazartesi, 26 Ekim 2009 01:19 |
|
"Gölgesizler" filmiyle adından söz ettiren sinema oyuncusu Taies Farzan netkadin.net' e konuştu. Kendisine bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz. netkadin : Daha önceden de tanınıyordunuz ama adınızı daha çok "Gölgesizler" filmiyle duyurdunuz. Okuyucularımıza hatırlatmak adına kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz? Taies Farzan : Memnuniyetle... 1991 senesinde Köln Arkadaş Tiyatrosu'nda oyunculuğa başladım. İlk oyunum Prof. Dr. Nurhan Karadag'ın yönettiği "Yunus diye göründüm" oyunuydu. Hemen arkasından gene aynı yönetmenle "Mahmut ile Yezida"(dünya acılısı) oyununda "Yezida" rolünü oynadım. Daha sonra çocuk oyunları, stand-up derken 1994'de Oberhausen Şehir Tiyatrosu'nda "Senin adın gerçekten Hasan Schmidt mi?" müzikalinde başrolü oynayarak ilk defa müzikal tarzıyla tanıştım. 1999'dan itibaren sinemaya dünyasına ayak bastım. Film şirketi kurdum ve Almanya'nın en genç yapımcısı olarak Daryush Shokof'un yönettiği "Tenussian Vaccuvasco" adındaki deneysel sanat filminin hem oyuncusu hem de yapımcısı oldum. Belki de ilk defa Almanya'da kamera arkasında ve önünde yüzden sekseni yabancı kökenli olan bir kadrodan ibaret olan bir produktion gerçekleştirdim. Bu film bize New York ve Los Angeles'da üç ödül kazandırdı. Almanya'da kendi özel gösterimimiz dışında kimse varlığını bile bilmek istemedi. Bu filmin hemen ardından tasarladığımız "Vejeteryan Drakula" adındaki proje üzerine birbuçuk sene çalıştıktan sonra 11 Eylül darbesinden biz de nasibimizi alıp MIRAMAX'la olan anlaşmamız feshedilince, iflas edip şirketi kapatmak zorunda kaldım. Bunun ardından oyunculuğa daha çok ağırlık vererek birkaç sinema filminde oynadım. 2004 senesinde "Masum yalanlar" adında ilk kısa metrajlı filmimi yazıp yönettim ve Los Angeles'da en iyi genç yönetmen ödülünü kazandım. 2006'da Almanya'da ilk defa sadece kadın oyunculardan oluşan bir kadroyla yapılan "Breathful" filminin yapımcılığına ve başrolüne imza attım. Aynı yıl Helena Waldman'in kareografisi ve yönetmenliği altında gerçekleşen " Letters from Tentland return to sender" Dans Tiyatrosu'nda oynayarak 2008'e kadar bu oyunla Afrika'dan Hindistan'a kadar değişik ülkeleri dolaştım. Geçtiğimiz Temmuz ayında Kuzey Irak'ta Kürt kökenli, Amerikalı bir yönetmenle çalışarak Amerikalı oyuncularla ilk defa kamera karşısında bir araya geldim. Bu ayın sonunda ise gene Daryush Shokof'un yazıp yönettigi "Heaven's Taxi" adındaki filmin başrolünü oynamak üzere, Pierre Kiwitt ve Vadim Glowna gibi değerli oyuncularla Berlin'de kamera karşısına geçeceğim. Saydıklarımın yanı sıra resim yapmayı ve müzikle uğrasmayı da hiç ihmal etmedim. netkadin : Müziğin hangi yönüyle ugraşıyorsunuz? Taies Farzan : Ortaokuldan itibaren yan flüt çalıyordum. Aynı zamanda şarkı söylemeyi oldum olası sevdigim için elime firsat geçtikçe ses çalışması yapmaya çalışıyorum. netkadin : Hayatınızın bir kısmını İran'da geçirdiğinizi ve küçük yaşlarda ayrıldığınızı biliyoruz. O dönem aslında devrimde kaçan İran vatandaşları için zor yıllar yaşandı, herşeyi bırakmak ve başka bir yere aniden gitmek zor olsa gerek...Bu durum sizi nasıl etkilemişti hatırlıyor musunuz? Taies Farzan : Tabii çocuk olduğum için benim için o kadar çok zor olmamıştı. Ben esas zorluğu İstanbul'dan ayrılıp Almanya'ya gelirken yaşamıştım. Arkadaşlarımı, okulumu, daha doğrusu bildiklerimi bırakıp bilinmezlere gitmenin ne kadar zor olduğunu esas o zaman farketmiştim. Hayatta gitmek her zaman zordur... netkadin : Küçük yaşta başka bir kültürden kopup bambaşka bir kültür içinde buldunuz kendinizi, bir çok ülke ve kültür çeşidinde yaşamak size nasıl yansımalar vermiş olabilir? Taies Farzan : Ezbere yaşamamayı. Hayat şartlarının, belirli bir kültürün ve çevrenin dayattıklarını değil, kendi isteklerimi yaşamamı ve gerçekleştirmeye çalışmamı sağladı. Yani biz duygusuyla yaşarken ben olmayı unutmamayı. netkadin : Oyunculuk maceranız nasıl başladı? Taies Farzan : Adres sormaya gittim oyuncu oldum :) Gerçekten. netkadin : Nasıl yani? Taies Farzan : Almanya’ya iltica etmiştik. İşlemlerin hızlanması için annem ve babamın sanatçılar derneğine üye olmalarının faydalı olacağını öğrendik. Babamla yola koyulduk ve Köln Şehir Tiyatrosu’na gittik. Onlar da bize aralarında Arkadaş Tiyatrosu’nun da adresinin bulunduğu üç adres verdiler. Arkadaş Tiyatrosu’na gittik. Dernek adresini araştırırken masada duran Türk gazetesindeki haberi gördüm. İstanbul’daki halk oyunları ekibimin fotoğrafı vardı. Tiyatronun müdürü dansçı olduğumu öğrenince yeni yapacakları oyuna katılmami teklif etti. Ben istemiyordum ama babam hemen lafa girip “tabii neden olmasın” dediği için ona olan saygımdan karşı çıkamadım. Zaten sahne tozunu yutanın sahneyi bırakabildiği pek görülmemiştir. netkadin : Oyunculuk sizin için kendiliğinden gelişen bir durum muydu yoksa, zaten hedefinizdi diyebilir miyiz? Taies Farzan : Hayır kesinlikle hedefim değildi. Oyuncu bir anne babanın kızı olarak bu mesleğin sancılarıyla cocukluktan aşina olduğum için kesinlikle hayal etmediğim bir meslekti. Ama birebir tanışınca tükenmeyen bir aşka dönüştü. netkadin : Ağırlıklı olarak Berlin'de mi yaşıyorsunuz, Berlin'in en çok nesini seversiniz? Taies Farzan : Özellikle son yıllarda ne yazık ki giderek daha az Berlin'de olmaya başladım. Evim yani merkezim Berlin ama mesela bu sene toputopu bir ay bile kalmamışım evimde. Berlin'in yeşilini, cafelerini ama en çok bu şehirde yaşayan arkadaşlarımı severim. netkadin : Ayrıldıktan sonra hiç İran'a gittiniz mi tekrar? Taies Farzan : Hayır. netkadin : Gölgesizler’de "Hacer" rolü için kilo aldığınız belirtilmişti, ayrıca film de hayatta sağlam duruşu olan bir kadını oynuyordunuz. Gerçekte Hacer ile benzerlikleriniz var mıdır, oynarken kendinizi onunla özdeştirdiniz mi? Taies Farzan : Evet yaklaşık on kilo almıştım. Sağlam duruş açısından evet benzerliğimiz var, oynarken kendimi pek özdeşleştiremedim. Cünkü sağlam duruş anlayışımız farklı. Doğu toplumunda insanlar çoğunlukla kendi isteklerini gizli gizli yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Mesela Hacer kocasını degil de bekçiyi sevdiği halde ayrılıp gitmiyor, gidemiyor. Bekçiyle sürekli gizli buluşuyor. Onyedi yaşındaki oğlu bile bekçiden olduğu halde bunu kimse bilmiyor. Evet bir bakıma fedakar ve sağlam bir duruş. Mutlu ve namuslu aile tablosunu bozmamak için kendinden vazgeçme anlayışı. Benim anlayışıma göre ise yenilgi. netkadin : Oyunculuk kariyenizde ileriye dönük planlarınız nelerdir? Uluslararası bir oyuncu olmak gibi bir hedefiniz var mı? Taies Farzan : Hangi oyuncu istemez ki uluslararası bir oyuncu olmayı? Tabii ki isterim. Sanırım bu yoldaki ilk adımlarımı da attım. Türk ve Amerikan yapımlı projelerde oynadıgımı gözönünde bulundurursak bir baslangıctan söz edebiliriz diye düsünüyorum. Ama daha gidilmesi gereken cok uzun bir yol var tabii. Aynı yolda devam etmeyi düsünüyorum. netkadin : Oyunculuk ve sinema adına Almanya mı, Türkiye mi size daha verimli geliyor? Taies Farzan : Türkiye bence çok iyi bir yolda. Hızlı bir ilerleme katediyor. Bir yandan İran sinemasından etkilenirken öte yandan da Amerika'dan geri kalmıyor. Bu karışım bence çok sağlıklı. Mesela dünyada ilk sulu boya filmi Türkiye'de yapıldı. Almanya son yıllarda daha öncesine göre ilerleme katettiyse de bence yetersiz. Oyunculuk olarak da Türkiye'de daha çok prodüksiyon gerçeklestirildigi için tabii ki daha verimli. netkadin : Türkiye ve Almanya sinema sektörlerinin arasındaki belirgin farklar sizce nelerdir? Taies Farzan : Çok yüzeysel bakmak gerekirse Almanya'nın teknik imkanları daha geniş, Türkiye'nin ise vizyonu. Her ne kadar sinema icin ikisi de gerekli olsa da vizyon ağır basıyor. Elinizdeki tekniği kullanabilmek için vizyona ihtiyacınız var. netkadin : Kendinizi üç kelime ile anlatın desek neler söylerdiniz? Taies Farzan : Acem ruhlu Alman. netkadin : Baktığımızda Acem tarafınızı farketmek zor. Hangi yönleriniz Acemdir? Taies Farzan : Nerden baktığınıza bağlı. netkadin : Sizi tanıyan bir kişi, sizi dünya vatandaşı olarak değerlendirebilir. Bu konuda bir televizyon programında ilginç sözler söylediğinizi hatırlıyoruz. Dünya vatandaşı olmak sizce nedir? Taies Farzan : Benim için dünya vatandaşı olmak öncelikle dünyaya maddi ve manevi sınırları kaldırarak bakabilmekle baslar. Aslında hepimiz dünya vatandaşı olarak doğuyoruz, ama dünyadaki herhangi bir ülkenin vatandaşı olarak ölüyoruz. Bunu kağıt üzerinde degiştirmek belki henüz mümkün olmayabilir ama bence bir insan yasamı sırasında bunu yönlendirebilir. Tabii ki benim için dünya vatandaşı olarak değerlendirilmek çok gurur verici birşey. Ama bunu hakedebilmem için kimbilir daha kaç ülke gezip, kaç kültürle tanışmam gerek. Sadece tek ülke vatandaşı olarak henüz bircok şeyden habersiz olabiliyorken, yani başımızdaki beraber büyüdüğümüz, canımız komşumuzun anadilinden, dininden, kültürel haklarını istemesinden bu kadar rahatsız olup isyan etmekten kendimizi alıkoyamıyorken, dünyadaki bunca değişik kültürü tanımak, benimsemek ve her birinde kendimizden bir parça bulabilmek, uluslararası bir oyuncu olup Oscar almaktan çok daha fazla emek ve azim isteyen bir yol. Umudum günün birinde bu yolu elele, sevgiyle geride bırakmak. netkadin : Bu güzel söyleşi icin teşekkür ederiz. Taies Farzan : Bana okuyucularınızla buluşma fırsatı verdiğiniz için esas ben size teşekkür ediyorum. Söyleşi : Şebnem Ekşib – Metin Özenbaş © 2009 netkadin.net Bu söyleşinin tüm hakları netkadin.net'e aittir. Yazılı izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden hiçbir şekilde başka bir yerde yayınlanamaz, alıntı yapılamaz ve kopyalanamaz.
|