| Kendimden geçmek istedim bu gece |
| Nazan Kutlu tarafından yazıldı |
| Çarşamba, 06 Ocak 2010 00:51 |
Sanki, göğsümde gürültüyle bir nar çatırdamakta... Kızıl tanecikler, kor parçaları gibi saplanacak adeta tüm organlarıma. Az önce, (belki de bir asır önce) canıyla uğraşan insanların arasından çıktım hışımla. Sokakta kezzap gibi yağmur yağmakta.
Damlalar değdikçe, göz göz oluyor karşımdan akıp giden yüzler. Yüzüm... Binlerce göz var üzerimde. Hepsi aynı bakıyor... Çamurlu... Bakmazsam görmem bu acıtan yüzleri... Cebime koyuyorum kendi çamur gözlerimi...
Korkak bir gölge gibi kısalıyorum aralarında. Kaçıp, bir yorganın altına sığınıyorum... Şimdi uzakta o balçıktan gözler... Yalnızım... “Bitti”...”Geçti” diyorum. Çıkarıyorum cebimden gözlerimi... Lakin bir çift göz daha çıkıp geliyor karşıma... İçimdeki suskun BENin gözleri bunlar...”Hadi” diyor “imtihan edelim kendimizi...iyi gelir bize”... Kendimden geçmek istiyorum bu gece... Hiçbir soru zor değil... Cevaplarımı kendim verdiğim sürece... İyi biri miyim? Cesur muyum? Dürüst müyüm? Kahraman mıyım? Ödlek miyim? Ne zaman yalan söylerim? Baktığım pencereden gördüklerim mi anlattıklarım, yoksa görmek istediklerim mi? Hayatımdaki insanların yüzüne mi, içine mi bakıyorum? Kendimi kaç kez kandırdım? Başkalarını kaç kez kandırdım sandım? Kaç hatamı yok saydım? Kaç detayı kaçırdım? Kaç yanlışım, bir aşkı götürdü? Tam kendimden geçecek iken ..Hayat aldı verdiğim cevaplarımı elimden... Baktı... Baktı... Sokaktaki tüm çamur renkli gözleri toplamıştı ve.... Bağırdı hayat !...Sağır kulaklara değdi sesi... Kılıçtan keskin cümleleri... Kendini kanatıp, sonra bana ulaştı ağır ayrılık kokulu sözleri... “Yokkk” dedi...” Olmaz!”... “Kimse kendini sınayamaz...Soruları sen sormalısın, cevaplarını başkası vermeli mutlaka... Yoksa bu imtihan, imtihan olmaz...” Başladı eksik kalan dersimize... Geç kalmış bir öğretmen mahcupluğunda... Bilmediklerimde, yanlış cevaplarımda, biraz da kendi kusurunun olduğunu kabul eden mağrur bir duruşla... Anlatmaya başlarsa kendisininde unuttuklarını hatırlayacağının minnetiyle... Birazda gitmek için izin isteyen bir sevgili edasıyla..İncitmeden... Kırıklarıma basmamaya özen göstererek konuştu... “Dur!..Dur ki gidişimi görebilesin. Ben hep gidenim... Ben hep yinelenen...Ben hep yenilenen... Ben yenilmeyen... Dur ki, uygun adım yürüdüğümüz yanılgısından kurtulasın!... Duy!...Koşarken duyulmaz ses... Dur ve Duy sesimi!... Duy ki mucize bekleyen yüreğin görsün etrafında hergün yaşanan mücizeyi... Bak!... Bir kumru tünüyor balkonuna... Yazı bekleyen, üzeri örtülmüş sandalye ayaklarına. Çalı çırpı toplamakta doğacak yavrusuna. Toprak uykuda... Ağaçlar bahar için ölüme yatmış...Son yaprak sancıyla dalından kopmakta... Bir bebek, aç ağzını annesinin memesine dayamakta... Zehirli bir yılan derisini soymakta... Gör!... Durmazsan göremezsin... Acıyla kıvranan ruhun, başka insanların acısını HİÇleyecek. Oysa herkesin acısı büyüktür, kendinden irisini görmedikçe... Gör daha büyük acıları... Sevinçlerini değil, acılarını kıyasla başkalarında!... Şu başından kar eksik olmayan dağlardan, sokak aralarında kaybolmuş insanlardan daha mı yalnızsın ki?... Durmazsan nasıl göreceksin etrafında seni sarmayı bekleyenleri... Utanma!... Yenilgilerini bas bağrına... Yenilmek zafere giden yolu öğretir aslında insana... Anla!... İki el bir cebe sığmaz bütün kış boyunca... İki baş bir yastığa değmez aşkla bir ömür boyunca... Hatırla!... O beyaz ışıklı, karanlık hastane koridorunda, elindeki sağlık karnesine hayatına bakar gibi bakan, siyah dal olmuş kadını hatırla... Ne demişti sana?... “Eğer bir çocuk doğurmazsam, kocam benden gidecek!...” İki koca insanı doğmadan omuzlarına almış, O gelecek çocuktan daha mı ağır yükün? Yeter!...Artık hüznünü şımartma... Gül!...Gül biraz... Tanrıyı güldürdüğün hayallerini tekrar tekrar anlat kendine ve gül biraz.... Bırak!... Özgür bırak!...Hem kendini, hem içindekini... Özgürlük doğruya götürür sonunda... Cevaplarımı aldım... Seslendim... Sesim utangaç...sesim acıma yabancı... |