| Bir delikanlı bana "Teyze" dedi!... |
| Nazan Kutlu tarafından yazıldı |
| Pazartesi, 19 Ekim 2009 16:58 |
|
Hele kadınsanız ve yaşınızı , başınızı almış, dip boyası derdi çekmeye başlayalı çok olmuşsa vay halinize. Yıllardır, arkadaş yemeklerine, düğüne derneğe çağrılırken, insanlar davetiyeye “eşinizle katılmanızdan mutluluk duyacağız” yazısında “eş” kelimesini tipekslemek zorunda kalıyorlarsa durum vahim boyutlardadır. Bu toplantılarda hep dudak kenarlarınız aşağı sarkar. Omuzlarınız azcık öne eğik, hımbıl hımbıl oturursunuz. Sadece gurup oyunlarında sizi halaya kaldırırlar düğünlerde. Araya kaynayıp gitmeniz için.. Şahsen bu sayede iyi bir folklörcü oldum. Şöyle adam adama markaj gibi, bir dans etmişliğim yok nerdeyse çeyrek asırdır. Hele o dans müziklerinde, densiz birinin gelip, sizi acımayla karışık sallanmaya kaldırması yok mu, deliye dönerim her daim. Üstelik huysuz bir kadın olarakta davet edeni, ettiğine pişman eder geri çeviririm. Çünkü "ben sadece aşık olduğum adamla dans ederim sadece" gibi bir klişem vardır. Halk arasında “evde kalmış” olarak adlandırılmak gurur kırıcı bir durumdur. Ve bu kırgınlık yüzünden çok kalabalığa çıkmaz uyuz bir yaratığa dönersiniz. Dostlar arasında her zaman konu, “yapma artık sende..armudun sapı üzümün çöpü de me ayol” cümlesi, sizin için üzülmekten ziyade, “yanında rahat rahat eşimizle oturamıyoz şu eğlence mekanlarında “ dır aslında. Kaçınılmaz olarak, sizin gibi evde kalanlarla arkadaşlık edersiniz. Bulur böyle insanlar birbirini ve sıkı sıkı sarılırlar birbirlerine. Tam bir “körler sağırlar birbirini ağırlar” hikayesidir bu hal ve vaziyet.. Birbirinizi gaza getirir, “amannnnn yalnızlık sultanlıktır beaa “ teranesini söyler, içli içli içersiniz çayınızı cafe de oturan sevgililere imrenerek bakıp. Geçen böyle bir ruh haliyle, ben gibi bir hanım arkadaşımla, isyan ettik bu yalnızlığa... Bu aralar okuyup ezber etmeye çalıştığım psikoloji kitaplarında, korkularınızla barışın, hayatınız sevin felan filan dolduruşuyla geçti akşamımız.. Birazda aslan sütünün verdiği yalan cesaretle, güya sevdik yalnız oluşumuzu... “Kendimi ve hayatımı seviyorum, kendimi kucaklıyorum, yalnızlığımla barışığım, ruhumu azat ettim “gibi cümleleri her gün sabah ve akşam 10 kez tekrar ediyorum ne vakittir. Geçen akşam kader arkadaşıma, “kız yıllardır istediğim birşey var.. Tango öğrenmek!.. beraber gidip bir kursa yazılalım. Kendimiz için birşey yapalım..” dedim.. Arkadaşım benden daha isyankar bu sefil durumumuza.. Sabah, kalktık gittik Maltepe Halk Eğitim Merkezine..(çok ucuz kurs ücretleri onun için) Görevli hanım, biz yaşlarda , bakımsız , derbeder ve hırçın bir hanım.. Anlattık derdimizi.. “ tango öğrenmek istiyoruz” dedik.. Amanınn dostlar, bize bir bakışı vardı ki, dövmekten beter. Nasırına basılmış gibi kızgın, -olmaz hanımefendiler.. Kursun şartı çift olarak yazılmak.. -eee biz iki kişiyiz işte.. -öyle değil, yanınızda bir bey olmalı.. -olsa dükkan senin valla.. dedik -o zaman kaydedemem.. Kurs ancak çiftlere veriliyor.. Ben bile katılamıyorum(anlaşıldı nasırın sebebi.. o da bizden.. üstelik o kaynağında susuz) Ne kadar dil döksekte fayda etmedi. Hatta ben erkek rolünü üstlenirim dedim.. Kadının yüzü daha bir betleşti.. Elimize katılabileceğimiz diğer kursları işaretlediği bir kağıt parçasını tutuşturdu ve bizi dehledi odadan.. Listeye bi baktım..Nakış-dikiş, cilt bakımı, bilgisayaralı muhasebe, yemek kursu felan filan vardı..Yalnız yapılabilecek işler sıralaması gibi.. Tam bir küçük Emra suratıyla çıktık binadan. Kapıda, civan gibi iki delikanlı duruyordu 20 yaşlarında. İçerde kırılmış kadınlık gururumunda etkisiyle, azcık öyle işveli baktım delikanlılardan birine... Hani o da baksın ve incinen gururum okşansın diye.. Elimde mendil yoktu, kurs listesini düşürmüş gibi yaptım.. Birkaç adım attık, arkamdan bir ses.. “teyzeeee, kağıdınızı düşürdünüz!”... |