| Kırık Kucaklaşmalar |
| Metin Özenbaş tarafından yazıldı |
| Salı, 12 Ocak 2010 14:47 |
Yıllar önce Penelope Cruz’un ilk filmlerinden birisini seyrettiğim zaman, “acaba bu kızı da nerden buldular demiştim” kendi kendime. Donuk oyunculuğu, ifadesiz yüzü ile sinema için uygun olmadığını düşünmüştüm.
Daha sonraki yıllarda ise Cruz için fikrim pek değişir gibi olmadı. Hollywood için geliştirdiğim önyargılardan biri olmalıydı ; yeteneksiz bile olsa Hollywood film yapımcıları ellerinde malzeme olsun diye bazı tür oyuncuları barındırmak zorundaydılar. Her filmde karşımıza çıkan mutlaka siyahi bir oyuncu , yeri gelince oynaması gereken bazı Akdeniz tipli kadınlar ya da bir takım olmazsa olmaz yaşlı oyuncular gibi... Penelope Cruz bendeki bu imajı Almodovar’ın filmi Volver ile yıkmıştı. Galiba bu kızda bir şeyler var demeye başlamıştım. Sanıyorum burda hem yıllarca Penelope Cruz’un kendini geliştirmesi , aynı zamanda Almodovar gibi üstün yetenekli yönetmenlerin ellerindeki “malzemeyi” iyi kullanmaları yatıyor. Penelope Cruz’u yıllarca izledikten sonra gördüm ki, ufak ama sağlam adımlarla film sanatının zirvesine çıktı ve diğer oyuncular yanında ufak kalmaya başladılar. Almavodar da Penelope Cruz’un yeteneklerinden en iyi faydalanmış yönetmenlerden birisi. Bunu “Kırık Kucaklaşmalar” filminde çok açık bir şekilde görebileceksiniz. Penelope Cruz’u tüm güzelliğinin, tüm oyunculuk yeteneğiyle bir dantel gibi işlendiğine bu filmde şahit olabilirsiniz. Kişisel olarak güzel bulunur ya da bulunmaz onu bilemem ama Cruz’un farklı birisi olduğu ve sinemaya yakıştığı kesin. İsterseniz biraz da film üzerinde duralım. Bugün internette okuduğum yazılardan birinde “Kırık Kucaklaşmalar” için seyirlik keyfi yüksek bir film ifadesi geçiyordu. Ne demek istediğini tam anlamadım ama “Kırık Kucaklaşmalar” ın benim için “Konuş onunla” filmiyle beraber Almodovar’ın en beğendiğim filmlerinden birisi olduğunu söyleyebilirim. Genellikle Almodovar’ın filmlerini çok sıcak bulan birisi değilim. Ancak her filmde işlediği konuları bu filmde daha net ve sıcak anlattığını düşünebiliriz. Filmin konusuna detaylı şekilde girmeye niyetim pek yok. Filmdeki kişilerin hayatlarının sanki bir suluboya resminden çıkmış gibi sinema perdesinde izlediğimi söyleyebilirim. Kişilerin hayatlarını bu kadar yakın hissettiğime her zaman şahit olamıyorum. Aile ilişkileri bu filmde diğer Almodovar filmlerinde olduğu gibi yine ön planda. Anne-oğul, baba-oğul ilişkileri çok çarpıcı şekilde işlenmiş. Kişiler arasındaki tutkulu aşk ilişkileri ise hayat boyu saklanan sırlarla örülmüş. Birbirine kavuşabilen aşka ise rastlayamıyoruz. Kırık kucaklaşmalar mutlu bitmeyen ve kavuşulmayan aşkların filmi. Unutmadan belirtilmesi gereken önemli bir nokta da, Almodovar’ın bu filmde sinema sanatını da yüceltmesi. Filmin konusu gereğince çekilen “kadın ve bavul” isimli film Almodovar’ın sevdiği filmlere de göndermelerde bulunuyor. Görme yeteneğini kaybetmiş eski bir yönetmeni, filmini her durumda, çektiği onca acıya , geçmişini unutmaya çalışmasına rağmen bitirmeye çalışırken izliyoruz. Geçmişini silmeye çalışan kör bir yönetmen, genç bir kadına tutkuyla bağlı zengin bir işadamı, sevdiği adamı yıllarca gölge gibi izleyen bir kadın ve evliliği ile aşkı arasında sıkışıp kalmış Lena , yani Penelope filmin ana karakterleri. Bu kişiler arasındaki tutkulu aşkı izlememiz için sinema salonları bizi çağırıyor. Metin Özenbaş , 12.01.2010 |