Anasayfa kültür - sanat Edebiyat-kitap Erkeğin yittiği yer
Erkeğin yittiği yer
Editor tarafından yazıldı   
Pazartesi, 23 Kasım 2009 02:47
amatİngiliz edebiyatı profesörü Zeynep Ergun yeni inceleme kitabı 'Erkeğin Yittiği Yerde'de Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar ve Elif Şafak'ın imzasını taşıyan üç önemli roman; 'Kar', Amat' ve 'Baba ve Piç'in metinleri üzerinden erkeğin acısını anlatıyor. Prof. Ergun ile erkek egemen toplumda kadın ve erkek imgesini konuştuk.

22 yıl İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde hocalık yapan, bölüm başkanlığının ardından geçen yıl emekli olan, şu sıralarda ise Boğaziçi Üniversitesi'nde dersler veren İngiliz edebiyatı profesörü Zeynep Ergun, 'Erkeğin Yittiği Yerde' adlı incelemesiyle bu kez Türk edebiyatına dönüyor yüzünü. Everest Yayınları'ndan çıkan bu son derece detaylı çalışmada, üç çağdaş Türk romancının üç önemli romanında; Orhan Pamuk'un 'Kar'ı, İhsan Oktay Anar'ın 'Amat'ı ve Elif Şafak'ın 'Baba ve Piç'inde erkek imgesinin izini sürüyor. Kadını ve kadınsı olanı korku içinde bastırma ve yok etme üzerine kurulu erkek egemenliğinin, aslında erkek olmayı nasıl imkansızlaştırdığını metinler üzerinden ortaya koyuyor. Ancak kitabının en başında düştüğü dip notta 'Bu çalışmanın duygu içerdiğini hiç utanmadan itiraf ediyorum' diyen Ergun'un kendi metninde kadınlar ve erkekler için hala bir umut var.

- Bu incelemeyi yapma fikri nasıl doğdu ve kitabınız ne kadar zamanda tamamlandı?
Bu kitabı 2006-2008 yılları arasında yazdım ama fikir çok daha öncesinden vardı. Türkiye ve dünyada yaşanan toplumsal travmalar beni böyle bir çalışmaya yöneltti. 21. yüzyıl başlarken komünist bloğun çöküşü, küreselleşme eğilimleri, etnik çözülmeler, ABD'nin 'yeni' muhafazakarlığı, vahşi kapitalizm ve saldırganlık politikaları, Avrupa Topluluğu ile ilişkiler ve iletişim (ya da bunlardaki kopukluk), Afrika ve Ortadoğu'da yaşanan vahşet, değişen ekonomik, siyasal, toplumsal koşulların dünyaya ve Türkiye'ye yaşattığı travma, son dönemde iyice ortaya çıktı. Bu travmadan yazın da etkileniyordu. Geçiş dönemi olarak gördüğüm bu son birkaç yılın Türkiye'sinde bu siyasal ve toplumsal çaba ve çatışmanın yansımasını birbirinden çok farklı görünen üç romanı inceleyerek saptamayı amaçladım. Aslında Ahmet Ümit'in 'Kavim'ini, Murat Uyurkulak'ın 'Har'ını ve Latife Tekin'in 'Muinar'ını da bu çalışmaya dahil etmek istiyordum ama bu üç romanla bile hayli kalın bir kitap oldu. Bunları dışında bırakmak zorunda kaldım.

- Her üç romanı da, 18. yüzyıl Romantizm döneminin önemli isimlerinden İngiliz şair Coleridge'in eserleriyle bağlantılandırıyorsunuz. Şu anda Türkiye'de yaşananlar ile o dönemin İngiltere'sinde yaşananlar erkek imgesi açısından bir paralellik gösteriyor mu?
Benim görebildiğim kadarıyla şu anda bir erkekler çatışması yaşanıyor. Coleridge döneminde de erkekler çatışması vardı. Bunun 100 yıl öncesinde tarihte ilk kez İngiltere kralı (I. Charles) başı kesilerek öldürmüştü. Onun etkileri yaşanıyordu. Ama Coleridge'i endişeyle bakmaya yönlendiren Fransız İhtilali oldu. İhtilalden sonraki süreçte İngiltere ile Fransa arasında çok uzun bir savaş oldu. Bütün bu olaylarla Batı'da baba, ata figürü öldürülüyor, yitiyordu. Baba figürü, erkeğin hem 'böyle olacağım' dediği, hem de 'hiçbir şekilde bu olmayacağım' dediği bir model. Bunu öldürmüş olmanın verdiği bir suçluluk var, öte yandan bunun ardından yaşanan bir erk savaşı, erkeklerin savaşı var. Biz padişahı öldürmedik ama yok ettik. Ve Türkiye'de de bir erk savaşı hala yaşanıyor. Benim karşı olduğum bu erk savaşı. Çatışmalar devrimler/karşı devrimler, tezler/anti-tezler olarak görünüyor ama değişen bir şey yok. Çünkü ister Atatürkçü olsun ister İslam'a odaklanmış, ister post modern ister liberal, sesini duyurabilen kesimler paylaştıkları erkek merkezli doğrultudan ayrılmıyorlar. Bütün iktidarlar aynı sistem içinde çünkü. Din gibi, devlet gibi sistemin yarattığı bütün kurumlar da bu çarpışmanın içinde kendi tür şiddetlerini ortaya koyuyorlar.

ERKEĞİN DURUMU    HİÇ İYİ DEĞİL
- Türkiye'deki bu erk savaşı sürerken kadın nerede?
Erkekler savaşının Türkiye'yi ilgilendiren yanı, bu savaşın kadın bedeni üzerinden yaşanması. Kadın bedeni de bir savaş alanı oluyor ve adamlar kadının üzerinde tepinerek aslında birbirleriyle savaşıyor. Birbirileriyle yaşanmak istenen ilişki yaşanmıyor çünkü. İlla homoseksüel bir ilişkiden bahsetmiyorum. Normal bir ilişki erkekler arasında kurulamıyor, yaşanamıyor gördüğüm kadarıyla. Üstelik kurmaya çalıştıkları ilişkileri de kadın bedeni üzerinden cinsellik ve şiddetle hayata geçiriyorlar. Türban meselesi, erk savaşının kadın üzerinden yürütüldüğünün bir göstergesi. Bu da tipik bir erkek patolojisini, erkeğin ne kadar acı çektiğini gösteriyor. Ben de kitapta erkeğin acısını anlatıyorum.

- Nedir erkeklerin durumunu acıklı hale getiren?
Erkeğin durumu hiç iyi değil. Erkek olma baskısı çok fazla ve erkek 'erkek' olmak için sırtına yüklenenlerin altından kalkamıyor. Çünkü erkek olduğunu devamlı kanıtlamak zorunda. Kanıtlamazsa 'erkek değilsin' diyorlar. Bu büyük bir aşağılama erkekler için. Erkekler için hangisinin penisi daha büyük, hangisinin her anlamda iktidarı daha fazla olduğu büyük önem taşıyor. Sürekli bir erk arayışı var, çünkü erkeklik toplumda ötekine üstün gelmekle var ediliyor. Bir yandan sistem erkeği yaratıyor ama erkeğin erkek olması için de sistemin devam etmesi gerekiyor. Erkek bunun içinde debeleniyor. Kadınlara yöneltilen vahşet de erkeğin nasıl bir çıkmazda olduğunu, şiddete dönüşen bir korkunun avucunda kıvrandığını kanıtlıyor.

SİSTEM KADINI BOŞLUK OLARAK GÖRÜYOR
- Kadının bu sistem içerisinde üç şekilde var olduğunu söylüyorsunuz. Nedir bunlar?
Bu sistem kadını yok görüyor. Bu, penisi merkez alan fallik bir sistem. Kadında ise onun yerine bir boşluk var. Onun için kadın bir boşluk olarak görülüyor. Öte yandan kadın bu sistemde bir şekilde kendine bir yer yaratma çabasında. Türban takarak yaratıyor, tayyör giyip Meclis'e girerek yaratıyor... Erkek kafasında boş ve düşman olarak görülen kadının hayatı çok tehlikeli bir konumda. Çünkü politikada, medyada, her yerde devamlı erkek metinleriyle yaşıyoruz. Ve bu erkek bakışını içselleştiren kadınlar var: 'Tamam boşuz, erkeğin aşağısında bir yerdeyiz' diyorlar. Bunlar, sessiz kalan, düzene böyle uyum sağlayan, erkeğin üstünlüğünü kabul eden ve köleliği (buna seks köleliği de dahil) kabul eden kadınlar. İkincisi ise sistem içinde kendilerine yer yaratan kadınlar. Kimi seçeneklerle örneğin profesör olarak ya da gazeteci olarak o sistemin içinde, o kurumların içinde senin de bir yerin oluyor. Ama ne kadar kadın kalırsın onu yaparken, o biraz kuşku verici. Üçüncüsü de yok olan, daha doğrusu yok edilen, öldürülen veya intihara itilen kadınlar. Ama ben daha radikal bir şeyden bahsediyorum: Sistemi yıkmamız gerektiğini, kendimize orada bir yer koymamız gerektiğini söylüyorum.

MESELE KADIN VEYA ERKEK DEĞİL, BİREY OLMAK
- Kadın 'Erkeğin yittiği yerde' mi gerçek anlamda var olabilir yani?
Herhangi bir tarafın güçlenmesinden bahsetmiyorum. Çok daha radikal bir şeyden bahsediyorum. Tarafların olmamasından bahsediyorum. Erkeğin yittiği yer özlenen bir yer. Bundan kastım şiddet yanlısı güç için savaşan erkeğin yitmesi. Tüm bu debelenme, yani erkeklik ortadan kalksa, kadın da olmayacak. Çünkü erkek egemen bu sistemde kadın da kadın olmaya zorlanıyor. Erkek olmazsa kadın da olmaz. Hem erkeğin hem de kadının özgürleşebilmesi için toplumsal cinsiyet olarak ikisinin de ortadan kalkması lazım. Yani erkeğin yittiği yerde toplumsal cinsiyet olarak kadın veya erkek olmuyor; herkes birey oluyor. Tabii bu mümkün olabilir mi? Çok zor. Ama bu da benim metnim.

Üç kitapta erkek ve kadın imgesi
'Kar' bir erkek metni. Anlatıcısı bir erkek, başkarakter bir erkek. Ama başkarakter Ka'nın roman boyunca çıktığı arayış, kendini bulma çabası, erkek olmanın temelindeki kaygıyı ve yitme duygusunu yansıtıyor. Yani 'Kar'ın var olan erkekleri 'yok'lar ve yoksunlar. Romandaki iki önemli kadın karakter İpek ve Kadife ise erkek kurgularına göre yaşayan kadınlar. Bu iki kadın, bir filmin, erkek tarafından kurgulanmış negatif ve pozitif hali olarak sunuluyor. Bu kadınlar için hayatta kalmanın en işe yarar şekli verilmiş modellerden, rollerden birini üstlenmek. Ama her iki kadın da o donmuş, merkezden uzak Kars şehrinde kalakalıyor.

'Amat' ise daha fantastik öğelerle geriye bakan ve içine hiç kadını sokmayan bir roman. Görünürdeki tek kadın gemideki tahtadan oyulmuş kadın figürü. O da yapay olan, tasarlanmış, erkeklerce kurgulanmış bir kadın. Ama ben yakın okumayla şöyle bir kanıya vardım: Aslında metni anlatan bir kadın. Anlatıcının çok kadınsı bir duruşu var: Hiç 'ben' demeyen, devamlı başka metinleri kendine referans alarak kendini güvenceyi alıp bir şeyler söyleyen bir anlatıcı. Bu sebeple 'Amat' birçok açıdan çok kadınsı bir metin. Tümüyle erkek görünen bir metinde anlatıcının kadın sesi, bence müthiş bir ironi yaratıyor. Ki 'Amat'ta da zaten, o var olan erkekler ölü erkekler. 'Kar'da da aynı şey var: Başkarakter Ka'nın öldükten sonra hatırlanması. Bu erkekler, erkek olma sürecinde, erk sahibi olmak için verilen savaşta yitip gidiyorlar.
'Baba ve Piç'te ise farklı kuşaklardan birçok kadın karakter var. Erkek karakter yok. Çünkü yaşamıyorlar. 'Baba ve Piç'te tüm erkekler 40'ına gelmeden ölüyor. Bir kadın yazar bu sorunsalı erkeklerini yaşatmayarak çözüyor. Belki sorunsalın farkında değil; peki farkında olan kadın yazar nereye kadar gidebilir? Bir yerde tıkanıp kalıyor bu roman. Kadın karakterler hep ikircik durumlarda yaşıyor. Erkek egemen sistem kadınları da birbirine düşman ediyor. Anne-kız arasında rekabet yaratıyor, ilişkileri anormalleştiriyor. Güçlü bir karakter olan Zeliha kızıyla çok utangaçça bir ilişki kuruyor ama o da kopuyor. İki kadın, Asya ve Armanuş bir an bir birliktelik yaşayabiliyor ama Elif Şafak gerisini getiremiyor. İkisi romanın sonunda yokoluyor.


MİNE AKVERDİ


 
Reklam

married1Pek çok çift, sonsuza dek mutlu olacakları düşüncesiyle evleniyor ama...

Aşk, samanlığı seyran hale dönüştürebilir ama uzun bir hayat yolculuğunda insanları bir arada tutmaya yetmeyebilir...

Devamını oku...
karadenizkadini2Geçen hafta bir kadın öyküsü izlemeye gittim, binlerce kadının öyküsünü gördüm... Orhan Tekelioğlu, yönettiği belgesel filme Uçuruma Yürüyen Kadınlar adını uygun görmüş. Devamını oku...

kadinca1İlk görüşte aşık olmak için ne kadar süreniz olduğunu biliyor muydunuz ?  Bilim adamlarının iddiasına göre bir erkeğin ilk görüşte aşık olabilmesi için ihtiyacı olan zaman 8.2 saniye sürüyor...

Devamını oku...

dependentSigara, alkol, uyuşturucu gibi bağımlılık türlerine "aşk" da eklendi. Bu 'hastalığı' tedavi etmek için harekete geçen uzmanların kurduğu İstanbul'daki BATEM (Bağımlılık Tedavi Merkezi) Türkiye'nin aşk bağımlılarına el uzatan ilk merkezi oldu.
 

Devamını oku...

fd936ccd3e1İlişkilerinizde sorun yaşıyor olabilirsiniz…Bu sorunların birçoğunun çözümü mevcut ve yapması da zor değil. İşte size en sık görülen ilişki problemlerini nasıl çözeceğiniz ve aşk hayatınızı nasıl geri alabileceğiniz konusunda bilgiler…

Devamını oku...

utangacTeklemek, kekelemek, tıklamak, tıkanmak da diyebilirsiniz... Birini görüp beğeniyor ve ilk adımı atamıyorsunuz, hatta adımı yanlış atıyor, ilk saniyeden kaybediyorsunuz. Felaket bir durum bu! Devamını oku...

ilisknnGüvenli Seks Araştırmasına göre, Türkiye’de her 3 kadından biri, erkeklerin ise neredeyse yarısı partnerlerini aldatıyor. Araştırmaya katılan her 100 kadından 35’i tek gecelik ilişki yaşadığını belirtirken, erkeklerde bu oran yüzde 61’e çıkıyor.

Devamını oku...

marriage_29Evlilik sona erdikten sonra çiftler arkadaş kalabilir mi ? Karşılıklı saygı, evlilik için çok önemlidir. Evliliğin bitmesi halinde bile bu saygı, ne olursa olsun arkadaşlık temellerinin atılmasında en önemli faktördür.

Devamını oku...
happinessBahar bitti, yaz geldi, yeni aşka yelken açacaksınız ama ne mümkün! Sizin yelkenli çelik halatlarla eski limana demirli vaziyette. Ama üzülmeyin, durumunuz ümitsiz değil. Devamını oku...
sextherapy"Aldatma sosyal yara haline geldi" diyen Cinsel Terapist Gülsüm Bacanak, "Var olan ilişkiyi geliştiremeyen ve kendilerini yeniden ifade etmeye çalışanlar aldatıyor. Eğlenceye ve cinsel yaşama odaklanan bir model anlayışı dünyayı etkisi altına aldı. Cinsel Check-Up yaptırın" dedi.

Devamını oku...

Reklam

kurt36 bomba arama köpeği, polis aracında unutulunca havasızlıktan öldü. Köpekler arasında 2007'de 580 kilo patlayıcının yerini tespit eden "Maske" adlı Alman Kurdu da var.
 

Devamını oku...
baby_cat_in_pinkPabuç, sevgi dolu, yumuşacık bir Golden Retriever. Öyle ki, birilerinin hiç acımadan çöpe attığı minicik yavru kedilere annelik yapıyor. Onları karnında uyutuyor, emziriyor, yalıyor ve koruyor.

Devamını oku...

Cats_Petunia_and_Mimosa_2004Kedi köpek pansiyonu denilince akla, kafesler içindeki mutsuz hayvanlar geliyor değil mi? Ama artık sevimli dostlara özel evlerini hiç aratmayacak, son derece lüks konaklama mekânları var Devamını oku...
200kucuFotoğraf sanatçısı Defne Sesin Okay, 'Saklı Zaman' adını verdiği sergisiyle herkesi hayvan haklarına duyarlı olmaya çağırıyor. Sokakta yaşam mücadelesi veren dört ayaklı dostlarımız, serginin baş misafirleri...

Devamını oku...

White_Dog_10241Sokak hayvanlarının maruz kaldığı şiddete dikkat çekmek için hazırlanan 15 dakikalık 'Ezber' filminde ünlü isimler köpek rolü oynadı.

Devamını oku...

cute-puppy1Uzun ve yorucu bir iş günü, yoğun trafikte geçen saatler ve sizi strese sokan birçok benzer olayın ardından evinize geldiğinizde sizi kapıda kuyruğunu sallayarak karşılayan köpeğinizin nasıl büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu belki fark etmişsinizdir.

Devamını oku...

kelebeksBir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir.  

Arılar yarım kilo bal yapabilmek için iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda. 

Bir mayıs sineğinin ömrü sadece birkaç saattir.

Devamını oku...

kayipkopekKaybolan köpeğini, ‘abdest bozuyor’ diye eşi gazete ilanıyla hibe etmiş. İstanbul’da iki ay önce kaybolan 16 aylık doberman cinsi köpeği ‘Esmer’i, afişler bastırıp il il dolaşarak Türkiye’nin dört bir yanında arayan ve Bodrum’un Ortakent Yahşi Beldesi’ndeki çiftlikte bulan Dr. Zuhal Eşmen, öğrendiği gerçekle şoke oldu.

Devamını oku...

lostcatAvustralya'da 'Clyde' adlı bir kedi, 3 yıl süren gizemli yolculuğunda 3 bin 800 kilometre yol kat ederek sahibine kavuştu.
 

Devamını oku...
sokakkpekleriDünyanın en güçlü hayvan hakları teşkilatı PETA’nın başkanı nisa taifesinden Ingrid Newkirk bir konuştu, bu kadar olur.. Kendi fettak füttak kafasına göre “âleme nizam verme” konusunda her daim iddialı olan medyamızın kafası biraz karıştı.. Devamını oku...