|
Reha Muhtar'ın son günlerin güncel konusu üzerine görüşleri :
Hayat nasıl da değişti?... Nerelerden nerelere geldi?... “Beni ne doktorlar, ne avukatlar istedi de babam vermedi” yollu güzel ve istenen kadın tekerlemesi tersine dönüp, “erkeği hak eden kadın” haline geliverdi...
Çevremde ne kadar kadın varsa, “Feraye çok bekledi, hiç kafamın etini yemedi ve beni hak etti... Onun için onunla evlendim...” diyen Kaya’ya fena halde arıza çıkarmakta...
Çok Farklı Dört Muhteşem Kadın’a katılan oyuncu Sema Öztürk “Kaya, Hülya’yı oynuyor... Bir laf atıyor ortaya çekiliyor ve herkesin onu konuşmasını sağlıyor” dedi...
Oysa ben, Kaya’nın bu sözü söylerken gaf yaptığının farkında olmadığını, kendi kıstaslarına göre “Feraye’yi onurlandırmaya çalıştığını” düşünmekteyim...
***
Hayat kadına karşı erkekten yana gibi görünen bir şekilde acımasızca değişti ve bir zamanlar o muhteşem kadınlarla evlenmek için bin dereden su getiren erkeklerin yerini, “kadınlarla bir gece ya da bir ayın ötesindeki ilişkileri bir favör yapıyormuş, lütfediyormuş havası veren erkekler ordusu” aldı...
Nerede kaldı ki evlilik?..
Onun için Kaya Çilingiroğlu “Evlendiğinde bir kadını onurlandırdığını” düşünebilmektedir...
***
Oysa bir aşk ilişkisini belirleyen şey, bir kadının bir erkeği veya bir erkeğin bir kadını hak etmesi değildir...
Aşk “ihalede müteahhitlerin aldığı hak ediş raporlarına” benzemez...
Çünkü aşk bir ihale değil, bir duygusal yükseliştir...
Kaya Çilingiroğlu gibi kadınların kendilerini hak etmesi(!) gerektiğine inanan erkekler şimdi diyecek ki “Biz aşktan değil, evlilikten söz ediyoruz... Evlilik bir tür şirket”tir...
Oysa bir insanın aşkı yaşayıp evlenme noktasına geldiği kadına “Beni hak ettin” demesi esasen kadına da kendisine de yapılan bir ayıptır...
***
Ne demek hak etmek?..
İki insanın bir arada olup aşk yaşamasında, bunu evliliğe taşımasında “hak edilecek durum” nedir?..
Farkındayım ki çevremdeki tüm kadınlar hedefe kitlenmiş ve oklarını en halis ifadelerle erkeğe gönderme modundadırlar...
Oysa erkeğin bu davranışının temelinde bizzat “çok etkili bir kadın” yatar...
O kadın o büyümemiş erkek çocuğunun annesidir...
***
Erkeklerin sevgisizliği, ilgisizliği, hırtlığı, kabalığı, duyarsızlığı ve vurdumduymazlığına ifrit olan kadınların hepsi “erkek çocukları” olduğunda, “prensleri”ni bütün dünyanın isteyip de ulaşamayacağı bir “fenomen” olarak yetiştirirler... Onların erkek çocuğu, dünyanın en kıymetlisidir...
Onların erkek çocuğu dünyanın ta kendisidir...
Onların erkek çocuğu, bütün kızların, bütün şırfıntıların, bütün kenar mahalle güzellerinin, sonuçta en kalitelisinden en paçozuna her türden kadın mahlukatın peşinde koşacağı, onu avlayacağı, kapana kıstıracağı bir “kıymetli”dir...
Erkek çocuğuna anne tarafından her gün “kadınların şeytanlıklarından, kapana kıstırma metodlarından, gizlice hamile kalıp evlenmeye zorlama tuzaklarından” korunmaları şırıngalanır...
Erkek çocuk anne tarafından “kadınlara karşı şarj bir pil gibidir...”
Erkek bilinçaltısını çocukluk yıllarından oluşturan “anne”ler, “kıymetli prenslerine layık olabilecek bir güzelin kolay kolay gelemeyeceğine” inanırlar ve o güzeli seçecek merciinde kendilerinin olacağını düşünürler...
***
Zavallı erkek çocuk...
Zaman içinde annenin kendisinden kapacaklarına inandığı kadınlara bir taraftan ilgi duyarken, diğer taraftan “nasıl kapana kısılmadan her çiçekten tat alırım”ın sevdasına düşer...
Sadece tat almak değil, o çiçekle hayat boyu beraberliklere giriştiğinde ise “yıllar önce çocukken annenin beynine aşıladığı tezviratı” hatırlar...
Her çiçekten tat almış, sonunda “kıymetli prens kendisine layık olacak kadını” bulmuştur!..
Zavallı bir dünyadır ve fasit bir dairedir bu...
Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkmıştır?..
Annesinin kıymetli prensi erkekler, kadınları takmadığı ve duyarsız davrandığı için mi, o kadınlar ileride doğuracakları çocukları kadınlara karşı duyarsız yetiştirmektedirler, yoksa erkekler böyle olduğu için mi, kadınlar böyledirler?..
Fark etmez...
“Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan, benim için fark etmez... Ben işimi yapar geçerim...” diyen horozun olmadığı acıklı bir hikâyedir bu...
Sakatlanmış erkek çocukları...
Ve onların büyüyünce sakatladığı kadınlar...
Ve o kadınların doğurduklarında sakatlayacağı erkek çocuklar...
Reha Muhtar - -gazetevatan
|