| UGG giyince gelemeyen medeniyet |
| Hande Köseoğlu tarafından yazıldı |
| Perşembe, 17 Aralık 2009 20:26 |
Değişiklik iyidir. Arada bir nefes almak, insanlar ne yapıyor, nereye gidiyor, ne giyiyor, ne yiyor, ne konuşuyor, görmek, radarları açmak, kafayı resetlemek herkese lazımdır. Yapabilene ne mutludur, yapamayana da, işte buyurun burada yapılmışı var.
Geçen hafta, ikinci memleketim sayılan Münih’teydim. Almanya’nın en fazla Türk nüfusuna sahip şehirlerinden biri olan Münih’te, otobüse veya metroya bindiğinizde kendinizi 4.Levent- Taksim hattında hissetmemeniz için hiçbir neden yok. Türkçe konuştuğunuzu duyunca yer veren saygı bilir centilmen Türk gençleri, nerede ineceğinize yardımcı olmaya çalışan teyzelerle kendinizi hiç yurtdışına çıkmamış gibi hissedebilir, paniğe kapılabilirsiniz. Gerçek bir radar temizliği için metro ve otobüsler biçilmiş kaftan, her memlekette olduğu gibi en damar gözlem vahaları. “Şekerim yurt dışındaaa herkesin elinde bir kitap, kimse boş durmuyor” geyiği yapacak değilim, zira ufak ufak biz de başladık 7 dakikalık yolculuklarda bile kitaplara sarılmaya. Ancak Alman bu, yerinde sayacak değil ya; bir üst levela geçerek örgüye başlamış. Kadınlar metroya biner binmez şişlerini yünlerini çıkarıp şakkada şukkada örgü örüyorlar. Hayır, bunu yapanlar babaanneler filan da değil, bayağı döpiyesli döpiyesli işe giden hatunlar. Bizde büyük ihtimal “Ay ne alaturkaaae!” yaftası alacak bu hareket, pek gayet normal. Tıpkı, bizim “Ay bunun modası geçti” deyip burun kıvırdığımız ayakkabıların, kıyafetlerin çatır çatır giyilmesi gibi. Kimsenin dayatılan modayı değil, kendi modasını yaşaması gibi. Hal böyle olunca, siz de bu rahatlığın içinde bırakıveriyorsunuz kendinizi. Misal benim modam 3 gün üst üste aynı pantolonu giymekti ve bu modayı çok sevdim. Sıra mı, o da ne?! Almanya’da sıra medeniyetinden öte, bir karbonhidrat medeniyetindesiniz aslında. Pasta-ekmek cenneti Almanya, hele ki Weihnacht zamanı yani Noel’e bir kala, normalden daha da coşmuş, caddeler zıplayan kalorilerle dolmuş durumda. Yok eğer buraya geliyor ve kilo almıyorsanız, kurtçuklarınıza isimler koymaya başlayabilirsiniz. Tercihen Almanca. Zira bu güce bile dayanmışlar. Pasta, ekmek, tarçınlı sıcak şarap ve domuz kokularının yükseldiği sokaklarda karşınıza çıkan başka şeyler de var elbet. Geçmişini unutmak, gelecekle barışmak ve günah çıkarmak hevesinde olan Almanya, reklam panolarını ayrımcılığa karşı hazırlanmış reklamlarla donatmış. Belediye tarafından hazırlanan bu panolarda yer alan Yahudilerin, siyahların, eşcinsellerin hepsinin bir kelamı var konuya dair. Hepsi “ayrımcılık iyi değildir” diyor, gülümseyen bir suratla. Bu “temsili fotoğraflar”, eski “gerçek fotoğrafları” hatırlatıyor, acı acı gülümsetiyor bazen. “Öteki”ne kucak açma projesinin başka bir örneği de, eczanelerde: Ten rengi dediğimiz yara bantlarının, sadece bizim için “ten rengi” olduğunu akıl eden Hansaplast, koyu renkte ürettiği yara bantlarıyla- anlamayanlar için kutu üzerinde bir siyah parmak var- yeryüzündeki tek ten renginin beyaz olmadığını hatırlatmış, iyi de yapmış.
-Kafelerde hesabı ödemek için garsonların peşinizde değil, sizin onların peşinde koşturmanız, -Yine kafelerde, fırınlarda hep ama hep kadınların çalışması,
Kısacası, Almanya yine bildiğimiz Almanya. Kof bir Batı şakşakçılığı yapmak değil buradaki derdim. Herkesin medeniyeti kendine. Ama “ Biz neden beceremedik?” diye sormadan da duramıyor insan tüm bunları görünce… UGG botları giyince olmuyor bazı şeyler, artık bunu anlamak lazım. Çiğnemeden yutmamak, önce sindirmek lazım. Artık yurt dışına gittiğimizde en basit şeylere “Vay be!”demeyeceğimiz günler gelsin. Bu duamızın adı da medeniyet duası olsun. Amin. Kaynak : Haberturk / Hande Köseoğlu |