| Gençlik nereye koşuyor? |
| Şebnem Ekşib tarafından yazıldı |
| Salı, 17 Mart 2009 01:02 |
|
Bu gençlere bir şeyler oldu, hatta son 10 yıldır büyük bir hızla bizim vatanı milleti emanet edeceğimiz nesile olanlar oldu. Okumuyor, merak etmiyor, sabretmiyorlar. Hep büyük hayaller…ama iş bu hayallere sahip çıkıp, uğruna çalışmaya gelince barajlar misali suları çekilip tısss sesi veriyorlar. Yeğenimin buna cevabını duyar gibiyim; “Mühendislerin çağrı merkezlerinde çalıştığı bir ülkede hayalleri gerçekleştirecek her şey hazırdı da biz elimizle ittik mi yani”
Başka bir pencereden bakıldığında ise büyük çoğunluk kitap okumak nedir bilmiyor, zira bilgisayar ve görsel malzeme ile büyüdüler. Sabretmek yok, zira hız çağında her şey adeta akıyor, sonuç odaklılar arada olan bitenler onları pek ilgilendirmiyor.
Bir grup üniversite öğrencisi ile sohbet ediyorduk, yanılıp şaşıp sordum: eee çocuklar gelecek için ne yapmayı düşünüyorsunuz, hedefiniz nedir? Büyük hedefleri şuydu…Okulu bitirmek! Yahu bu bir hedef değil ki. Zaten okulu bitirmek için girdiniz üniversiteye, yarım bırakmak için değil ki, pardon ama o sorumluluğunuz oluyor. Bu şuna benziyor bir fabrika açıyorsunuz soruyorlar bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Üretim yapmayı…Tamam onu zaten yapacaksınız da, sonra ne olacak…bilmiyorum!!!
Bizde kabahat yok mu…elbette var. Geçenlerde Ayşe Arman’ın Psikolog Şeniz Pamuk ile yaptığı ropörtajı okuyordum. Şeniz Pamuk son dönemde birden patlayan hiperaktif çocuk sendromu sorununun aslında bir çoğunun zamanında sınırları konmamış çocuklar olduğundan veyahut hep bir hız limitinde yaşayan ebeveynler tarafından körüklendiğinden bahsediyordu ki bu durum çok ilgimi çekti çoğumuz bu hataya düşüyoruz, çalışan annelerin büyük bir kısmı çocuklarına bu şekilde davranmıştır. Diyor ki Pamuk;
“…Her şeye izin veriyorlar. Ve hiç bir şeyin devamlılığını sağlamıyorlar. Çocuk diyelim ki resim yapıyor, -Hadi yavrum bırak boya kalemlerini Akmerkez’e gidiyoruz, diyorlar. Sonra sinemaya, sonra hamburgerciye. Sürekli oradan oraya. Ondan sonra -Bütün pazar gezdirdim seni, hálá mutsuzsun!" diyorlar. Evet mutsuz çünkü yoruldu, çünkü hiçbir şeye konsantre olamadı, her şey önüne yığıldı ve ambole oldu.”
Aslında çocuklukta başlayan bu sorunlar gördüm ki büyüdükçe de devam etmekte. İşim gereği çok çeşitli yaş gruplarında ve sosyal konumda insanla iç içeyim ve özellikle gençlerin ciddi şekilde bir ne yapacağını bilmeme, yolunu belirleyememe sorunları var. Kavramlar karışmış. Öyle ki, sorumluluklarla, hedefler, istekler hepsi birbirine girmiş. Diyeceksiniz ki, onlarında işleri zor. Evet çok zor. Tuhaf ve belirsizlikler üzerine oturmuş bir coğrafya da yaşıyoruz ama artık dünya da tuhaf oldu. Refahın, adeletin, emeğin karşılığının dört dörtlük oturduğu bir kara parçası kaldıysa bana haber verin...Her şey daha zor ve daha fazla efor harcayarak elde edilesi oldu çıktı başımıza. Öyle bundan 10 yıl öncesine kadar gidip bir Amerikan rüyası yaratabileceğimiz bir Amerika da kalmadı baksanıza. Oraya da güven yok.
İş bu yüzden farklı olan kazanıyor. Tarz yaratan kazanıyor. Kendini yetiştiren, yolunu bilinçli çizen kazanıyor. Ne yazık ki bu bir yarış ve en iyiler istedikleri yerde olacaklar. Şans ve tesadüfler zinciri sizleri bir yerlere getirir şüphesiz ama orada kalmanız kendi becerileriniz ve azminizle ilintilidir. Okuyan araştıran ve kendi ufuklarını belirleyerek oraya koşan bir nesile ihtiyacımız var. Çok çalışmak lazım çoookk.
Şebnem Ekşib |