| Gel kuçu kuçu |
| Deniz Başer tarafından yazıldı |
| Salı, 14 Nisan 2009 17:08 |
|
Bahsettiğim sevdiğim bir arkadaşımdır. Otistik bir kızı var. Yıllardır kocasından daha fazla görmek zorunda kaldığı, kızı için destek aldığı Pedagog, kızı Ayşe’ye bir köpeğin çok iyi geleceğini söylemiş. Söylemişte, bu işin göründüğü gibi olmadığını anlatmayı unutmuş. Yahut sevgili pedagog hanım, hiç hayvan beslememiş.
Özürlü çocukları olanlar bilirler. Çok zor iştir, bazen tüm zaman ve enerjinizi bu çocuklara aktarmak zorunda kalırsınız. Hayatınızın odak noktası haline gelirler. Üstelik bu tip durumlarda ilginç şekilde gözlemlediğim odur ki, tüm yük kadına, anneye biner.
Babalar genellikle özürlü bir çocukları olduğunu ya ret eder veya sanki ortada böyle bir sorun yokmuş, bu çocuk gayet normalmiş gibi davranmaya meylederler. İşlere gömülür, hatta uzak şehirlere giderler. Anne ise tüm enerjisini ve vaktini bu çocuklara adamak zorunda bırakılır. İstisnalar var elbette ama genelde durum bu daire de dönüyor. Benim arkadaşımla da böyle oldu. Baba sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranıp, ardından bu yükle yüzleşemeyince de, uzak bir şehre aldı işini. Bir anlamda kaçtı… Ama anne kaçamaz, kadınlar savaşçıdır zaten. Doğa böyle yaratmış. Hele de savaşmak zorunda olduğu kendi yavrusu ise, top tüfek gider her şeyin üstüne. Arkadaşımın neler yaşadığını, bu anlamda ki zorlu yolculuğunu aslında başka bir yazıya bırakacağım zira bu öyle bir durum ki birkaç paragrafta aktarılacak gibi değil.
Her neyse, pedagogdan gazı alan arkadaşım hemen bir yavru köpek aramaya başladı. Ben o noktada devreye girdim. Zira yürümeye başladığım günden beri hayvanlarla iç içe yaşıyorum ve bu işlerin dışardan göründüğü kadar kolay olmadığı yakinen bilirim. Anlatmaya çalıştım… Zaten uğraşman gereken büyümeyen ve sürekli çocuk kalan kızın var, üstüne sürekli çocuk kalacak ve o da en az kızın kadar emek ve zaman isteyecek ikinci bir canlıyla uğraşacak enerjin var mı? Sorgula bunu… Türünden bir sürü laf ettim. Ama nafile… Sanırım kızına iyi gelecek, onu farklılaştıracak bir mucize arıyordu… Flash bir gelişmeye ihtiyacı vardı, yorulmuştu ve ona destek olacak, biraz da eğleneceği bir ele ihtiyaç duydu.
Tabii işler düşündüğü, hayal ettiği gibi gelişmedi. Öncelikle, eğitime ve çocuklara eğilimli diye seçtiği köpek Golden Retriever 100 metrekare bir ev için uygun değildi. Elbette evinde Golden besleyen bir sürü insan var. Ama esas olan bu tip büyük hayvanların ya çok geniş bir evde barınması veya ideal şekli ile bahçeli bir mekânda yaşaması. Bu arada belirtmeliyim ki, arkadaşım bir hayvan beslemek tecrübesi bir yana, bir köpeğin başını okşamış değildir. Köpekler alındıktan sonra ortalama 3 ay, daha doğrusu 3 aylık olana kadar evde tutulmak zorundadır. Yani aşıları bitene kadar. Bu süreçte tuvalet eğitimleri verilir ve yaşam alanlarında uymaları gerekenlerle ilgili ilk basit eğitimleri de alırlar. Bunun içinde birçok kural ve yapılması gerekli birçok iş vardır. Bu konuda tecrübesi olmayan biri için bu süreç tam bir kâbus dönemine çok rahat dönüşür. 2 aylıkken bile nerdeyse tabure büyüklüğüne ulaşmış bir hayvan düşünün ve koltuktan, sehpaya kadar her yere çıkabilsin ve üstelik buralara çiş yapabilsin. Bu konuda telefonda vermeye çalıştığım derslerde başarısız girişimlerle sonuçlandı. Gazete yayılıp orayı çişini yapacağı yer olarak öğretmesi gerektiğini söylerken, gazetenin köpek tarafından yırtılıp parçalara bölünmek suretiyle eve nasıl yayıldığını falan dinledim.
Kısacası beraber geçirdikleri 10 gün minik Golden için oldukça eğlenceli, ama arkadaşım için alacakaranlık kuşağı gibiydi. Sonuçta Golden alındığı yere geri gitti… Köpeğin asıl alınma sebebi olan kızı bu sürede köpeğe alıştığı için bu seferde başka sorunlar çıktı, evden kokuyu çıkarmak için arkadaşım çeşitli deterjan karışımları tatbik ederek, kimyager olma yolunda ilerliyorken, evin babası o gelmeden Golden’in niye iade edildiğiyle ilgili çeşitli serzenişlerle bulundu… Fakat asıl olan finalde, bu durum düşünmeden bir canlıyı hayatımıza almamakla ilgili arkadaşıma ciddi bir deneyim oldu.
Hayvanlar canlıdır. Her canlı sorumluluk ve emek ister. Çiçek bile alsanız, onlara bile bakım ve emek vermeniz gerekir. Unutmamalıyız ki, Petshoplar da oldukça sevimli görünen bu canlılar uzun süre bizimle yaşarken, hayatımızda düşündüğümüzden çok daha fazla şekilde değişimlere neden olurlar.
Bazen çocuğunuzu bile bir yere giderken bir tanıdığınıza emanet edebilirsiniz ama evcil hayvanınızı bıraka bileceğiniz yerler çok kısıtlıdır. Eğer size destek olacak, siz bir yere gittiğinizde bir süreliğine gönül rahatlıyla bırakabileceğiniz kişi veya yerler yoksa, çok hayvan sevmiyorsanız, zaman sorununuz varsa, lütfen evinize hayvan alırken iki kere düşünün!
Yaz dönemi geliyor. Bu hayvanlar çocuklar istiyor diye, karne hediyesi, yaz aşkı olarak alınacak, sonrada ben ne yaptım sorgulamalarıyla kaderlerine terk edilecekler. Üstelik her zaman onları kabullenecek ikinci bir sahip veya geri alacak bir yer bulacak kadar şanslı da olamıyorlar.
Unutmayın, köpekler ve kediler canlıdırlar ve onlarında bizim üzerimizde hakları vardır.
Sevgilerimle. Deniz Başer Hayvan Dostu.
|