| Dostum Pelüş'e |
| Deniz Başer tarafından yazıldı |
| Pazar, 15 Mart 2009 23:55 |
|
Moda’ya yaklaşmıştım ki, bir Petshop’un vitrininde onu gördüm. Minicikti, üşümüştü. Burnunu dayadığı camı tırmalayıp, dikkatimi çekmek için yapmadığını bırakmıyordu. Cama elimi dayadım, o da dokunmak için minik patisini koydu camın soğuk yüzüne. Göz göze geldik… 15 dakika sonra o, montumun içine yerleşmiş yüzümü yalamaya çalışırken, sıcak taksi de eve doğru yol alıyorduk. Aklımda ne salep kalmıştı, ne de Moda’nın aydınlık, bana hep iyi gelen havası. Aklımda bu sevimliyi eşime nasıl izah edeceğimle ilgili yapıp bozduğum planlar dışında, hiçbir şey yoktu artık…
Bütün çocukluğum kedilerle geçti diyebilirim ama hiç köpeğim olmamıştı. Kedi, bakmayın siz iftira attıklarına, nankör falan değildir. Ama asla sizin köleniz olmaz, bir bakmışsınız siz onun peşinde koşuyorsunuz. Vakurdur kedi... Evcil mevcil ayakları tanımaz. En hanımefendisi bile, bir sinek veya böcek gördüğünde birden tuhaf sesler çıkaran pantere dönüverir. Bir bodyguard edası ile tünediği yerden etrafı kesip durur. Siz onu orada uykuda sanırsınız ama heyhat! O kendi alanlarına giren var mı, ona bakıp durur çaktırmadan. Girenin vay haline! Sevgiyi sever. Sizi sever, ama kendini de sever. Kararlı ve gururludur.
Ama köpek farklıdır. O size bağımlıdır. Evini sever tabi, ama sahibini olduğu kadar değil. O dosttur. Gerçek dost, asla sizi yarı yolda bırakmayacak, bazen küçük bir parça büsküvi için yan çizse de, bilirsiniz işte. O, bu hayatta sizi bu denli karşılıksız seven yegâne canlıdır.
Yağmurlu bir günde montumun içine saklayıp, ayaz üşütmesin diye eve getirdiğim Pelüş ile 10 yıl geçirdik. O ilk köpeğimdi. İlk aşk gibi... Başkaları da oldu, ama onun yeri hep farklı kaldı. Birlikte taşındık, şehirler, evler değiştirdik. Hiç ses etmedi. Hiç şikâyet etmedi. Her gece el ayak çekilince, hiç sektirmeden yanıma geldi, ayaklarıma sarılıp uyudu. Tam 10 sene en yakın dostum oldu. Bir çocuk büyüttük bu arada beraber. Önce kıskandı tabi, bu küçük yaratık nerden çıktı diye, ama sonra ona emanet ettim küçük kızımı. Koydum başına, ben işime gücüme baktım. Etrafında döndü, oynadı, korudu. Âlem köpekti Pelüş. Kuzguna yavrusu misali değil, gerçekten cin gibi, zeki bir fırlama…
Tabi her şey bal börek olmadı. Bir sabah uyandığınızda geceden hazırlayıp bir kenara koyduğunuz evrak çantasının parça pençik olduğunu, üstelik toplantı evraklarının yarısının yenmiş olduğunu gördüğünüzde, ne hissederseniz, işte bende onu hissettim. 10 sene evde terlik tutamadım. Terliğin yenmeyip ayağa giyildiğini, deri evrak çantalarına sahiplerin çok para vermiş olabileceklerini hiçbir zaman öğrenemedi. Kar, fırtına, yağmur falan anlamıyor, dışarı çıkacak her gün. Öyle yoruldum, işten geç döndüm, kötü bir gün geçirdim, mesai ye kaldım anlamaz. İlla çıkacak. Ama hep kapıda bekledi dönüşümü. Beklendiğimi bilerek bende, hep koşarak döndüm eve. Bazen tatile gidemedim, bırakacak yer bulamadım diye. Bazen sinemadan, iş çıkışı bir kahve molasından vazgeçtim, o bekler, açtır, dışarı çıkmalıdır diye… Çocuklar büyür… Ama hayvanlar büyümez. Hep çocuk kalırlar. O gün, Kadıköy iskelesinden Moda’ya iyi ki sapmışım. İyi ki…
Eğer sizinde evcil dostlarınızla ilgili bizimle paylaşmak istediğiniz anılarınız varsa, yazın ve Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresine gönderin, yayınlayalım.
Sevgiler. Deniz Başer. |